Hakkımda

Fotoğrafım
Merhaba! Ben "Tesadüfler Kraliçesi"...Hayatta bir cok seyin tesadüf olduguna inanıyorum. Tesadüfen tanıştığım ve sevdigim insanların hayatımda varlıklarını sürdürmeleri benim için çok önemli...Tesadüfen sevdiklerimle, "merak" duygumun bir sonucu olarak, üzerine düşündüğüm seyleri paylasmayı da seviyorum... Bu blogu okuyorsanız, muhtemelen tesadüfen tanıştıgım ve sevdiğim bir insansınız...

24 Ekim 2013 Perşembe

Hayatımın Paragrafı


2 Mayıs 2012'de yazdığım bir yazının son paragrafı. Keşke hepsini paylaşabilsem ama çok özel bir yazı... Her okuduğumda içim bir tuhaf oluyor.

....


Bir insanı sevmek, kendinin ve onun derinlerindeki kırık dökük hazine parçalarını bulup, birleştirebilmektir… Bir insanı sevmek onun suretinde kendini bulabilmektir, bulduğunda sevmediğin şeylerle karşılaştığında kendine dönebilmektir, önce kendini değiştirmektir. Bir insanı sevmek giysilerin örttüğü ten suretini keşfetmek kadar, giysilerin örtemediği ruhunu da derinlikleriyle anlamaktır…
Ve…
“ Bir insani sevmek, onun zihninde bir türlü huzura erememis, tüm hikayeleri raflarindan çikartip, tek tek temize çekmek demektir…

Tesadüfler Kraliçesi

29 Eylül 2013 Pazar

Günün Paragrafı

" Ortaçağ' ın bir insanı bizim bugünkü yaşam üslubumuzu bambaşka açıdan değerlendirir, tümüyle acımasız, dehşet verici ve barbarca görüp aşağılardı! her çağ, her uygarlık, her gelenek ve görenek kendine özgü bir üslubu içerir, kedisine yaraşır incelikleri ve sertlikleri, güzellikleri ve acımasızlıkları barındırır kendisinde, kimi acıları pek doğal karşılar, kimi kötülükleri sabırla sineye çeker. ne zaman ki iki çağ, iki uygarlık ve iki din birbiriyle kesişirse, işte o zaman insan yaşamı gerçek bir cehenneme dönüşür. Ortaçağ' da yaşayacak antik dünyanın insanı havasızlıktan içler acısı bir şekilde boğulup giderdi, bizim uygarlık ortamında bir ilkelin havasızlıktan boğulup gideceği gibi tıpkı. Öyle çağlar vardır ki, bütün bir kuşağın insanları iki çağ, iki ayrı yaşam üslubu arasında sıkışıp kalır, her türlü doğallık, her türlü gelenek ve görenek, her türlü korunmuşluk ve suçsuzluk duygusu çıkıp gider elden. Kuşkusuz herkes bunun aynı ölçüde ayrımına varamaz... "

Hermann Hesse

30 Mayıs 2013 Perşembe

9 Mayıs 2013 Perşembe

"Gelinlik, Düğün, Balayı" Üçlemesi

Designer gelinlikler, ağır protokollü düğün organizasyonları ve Maldivler’de balayı…

Başım döndü, aklım karıştı son zamanlarda birçok arkadaşımın ne yaptığını anlamaya çalışırken. Bence onlar da sorgulayamadan, kendilerini bir furyanın içinde buldular ve inanıyorum ki yaptıkları veya yapılmasını talep ettikleri birçok şeyi bundan 20-30 sene sonra “anlamsız” bulacaklar. Hangi ara bir takım küçük sembolleri olan anlamlı olguların içi bu derece boşaltıldı; olgular küçüldü, semboller büyüdü ben kaçırdım…

Ağır protokollü düğünler…

“Düğün” kavramı bence, iki kişinin kendilerini gelecekte bir diğeri ile düşününce, mutlu tahayyül ediyor olmalarının, bu iki kişi arasındaki bir sır olmaktan çıkıp hayatlarındaki diğer sevdikleriyle paylaşılması ve bu mutlu tahayyül edilen geleceğin hep birlikte kutlanması demek… Yani kısaca kutlama! Kutlamak için fiyonklarla süslenmiş sandalyelere, Beyaz Saray yemeği şeklinde donatılmış masalara ve tüm o abartıya gerek var mı bilemiyorum. Beyaz Saray yemeğini andıran masaların etrafında, Damat Halayı çekmek komik oluyor :)

Kutlamanın dışında düğünün bir diğer özelliği de elbette takı takılması herhalde. Benim teorim şu: ev kurmak eskiden, (keza bence şimdi de) oldukça masraflı bir şey olduğundan ve genç insanların bu kadar bütçesi olmadığından, insanlar birbirlerine düğünlerinde altın getirirlermiş ki, genç çiftin ihtiyaçlarının bir kısmı karşılansın, bir aksilik olması durumunda kenarda köşede 3-5 kuruş bir şeyleri olsun diye. Eş dost aslında, gençlerin kutladıkları, mutlu olmasını tahayyül ettikleri o geleceğe kendi kararlarınca maddi olarak destek veriyorlar bence… Şimdi insanlar bu kallavi düğün organizasyonları için o kadar para dökünce, eş dost tam olarak neye destek veriyor o da ziyadesiyle anlamsızlaşıyor!  Düğün yemeğinin maliyetinin çağrılan davetlilerin takı tutarından daha az olması gerektiği gibi bir gerçekle karşılaşıyoruz ki, bu olayı iyice manasızlaştırıyor…

Designer gelinlikler…

Aslında batılılaşmamızın başlamasıyla beyaz gelinlik bizim kültürümüzde de yaygın hale gelmiş ve Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde iyice popülerleşmiş. Fakat bizim kültürümüzde evvelden, genç kızların gösterişli giyinmesi ayıp sayıldığından ve sadece evlilerin süslü olmaya hakkı olduğundan, “gelinlik” süslü giyinmeye atılan bir adımmış ve bildiğim kadarıyla beyaz değilmiş.  Batıda Orta Çağ’da, gelinliğin gösterişi sosyal statüyü simgelermiş; gelinlik ne kadar süslü, parlak, kabarık olursa, o kadar üst sınıfa mensup olunduğunu gösterirmiş. Kısaca oradan buradan merak edip okuduğum ve aklımda kalanlar bunlar…

Soruyorum çok para döküp designer gelinlik alan arkadaşlarıma: sosyal statünüzü Batılıların Orta Çağ’da yaptıkları gibi mi göstermeye çalışıyorsunuz, ellerinizdeki iPhone 4’lerle? :) Zaten hepiniz çok güzelsiniz, rahat edeceğiniz, kutlamanızda keyifle hoplayıp zıplayacağınız bir tercih, inanın o “an”ın ruhuna çok daha fazla hitap ederdi…

Maldivler’de balayı…

Maldivler’i çok merak ediyordum aslında; küresel ısınmayla ve su seviyelerinin artmasıyla yok olacak adalardan birisi olduğundan, “kaybolmadan bir görsem” diyordum ama sanırım vazgeçiyorum. Zira Maldivler'e gidersem, gizlice evlendiğim düşünülebilir. :)

Bu insanlar Boğaz kenarında kallavi düğün yapıp, Maldivler’e balayına gidiyorlarsa, benim vereceğim çeyrek altına ihtiyaçları ne kadar olabilir ki? Ruhsuz bir edayla takılan bir çeyrek daha…

Gidin sevdiğinizle güzel bir tatil yapın işte, dinlenin, birlikte güzel hayaller kurun. Varsın gerçek olmasın ama hayal kurun… Birlikte güzel hayaller kurun! İlla tatile çıkmanıza da gerek yok, bir yerde birlikte hayal kurun ve adını “balayı” koyun…

Birlikte hayaller kurabilmek için evlenmediniz mi yoksa? 


Tesadüfler Kraliçesi

17 Nisan 2013 Çarşamba

Küçük bir Hayal

Bir talepte bulunduğunuzda cevap ne olursa olsun yanında huzurlu olduğunuz insanlar vardır ya, işte büyüdükçe öyle bir insan olabilmeyi hayal ediyorum...

Tesadüfler Kraliçesi

9 Nisan 2013 Salı

Özgür İrade ve Kabullenicilik birlikte yapabilir mi?

Pozitif bilimler öngörülebilirlikten bahseder, istatistiki trendler bu bağlamda candır. Ekonomi olsun, tıp olsun, mühendislik olsun hepsinde, istatistik insanların öngörme isteğine hizmet eder.  Elimizde yeteri kadar data varsa, bir trend oluşturabilir ve geleceğin kabaca nasıl olacağını öngörebiliriz. Eğer “insan”ın geleceği tahmin edebilme dürtüsü evriminin bir parçası ise, istatistiğin çıkış noktası da bu dürtüyü tatmin etmek olabilir. Bilemiyorum, istatistik tarihi araştırması yapmak gerekebilir bu soruya yanıt bulabilmek için.

Teoride “öngörülebilirlik”in getirdiği GELECEĞİ TAHMİN ETMEK mümkün olsa da, gerçek hayatta bu çok da mümkün değil anladığım kadarıyla…

Uhrevi tarafa veya sosyal cepheye yüzümüzü çevirince ise, “öngörülemezlik” ile karşı karşıya kalırız. Yaşamın öngörülemezlik üzerine inşa edilmesi gerektiği vurgulanır. Hayatta her an, her şey olabilir ve biz insanlar kontrolü elden bırakmalıyız, kabullenici olmalıyız, tevekkül etmeliyiz ki huzursuz bir ruh olmayalım. Gelecegi istesek de öngöremeyiz, planlar yapmamalıyız, yaşamımızı değişkenlik üzerine kurgulamalıyız…

Teoride  “öngörülemezliğin” getirdiği KABULLENİCİLİK mümkün olsa da, gerçek hayatta bu çok da mümkün değil anladığım kadarıyla…


Ne o çok sevdiğim istatistiğin bana öğrettiği kadar ileride neler olabileceğini tahmin edebilmek istiyorum, ne de o çok sevdiğim spiritüelliğin bana öğütlediği kadar pasif bir kabullenici olmak…

Ne sizi tahmin edebilmek adına üzerinize görünmez bir baskı uygulamak istiyorum, ne de sizden o derece hiçbir şey beklemeyerek de kendi üzerime sizin bir görünmez baskı uygulamanızı istiyorum…

Ne sizi öngörmeye çalışıp yaratmaya çalıştığınız “gizemi”  zedelemek istiyorum, ne de "hiç bir zaman öngörülemeyecek kadar gizemli” olduğunuzu bana zorla kabul ettirmenizi istiyorum…

Sadece neyin öngörülemez olduğunu bulmaya çalışıyorum ki,  “kabulleniciliğim” benim özgür irademin bir sonucu olabilsin… 

Tesadüfler Kraliçesi

4 Nisan 2013 Perşembe

Ölünce Özleyeceklerim

İş yerinde ölümsüzlüğü tartışıyoruz, insanoğlunun giderek ölümsüzlük yolunda ilerlediği gerçeği… Moore kanunu yardımıyla, 2020’de kişisel bilgisayarların insan beyni kapasitesine ulaşacağı hesaplanmış. Genetik, nanoteknoloji, robotik gibi alanlardaki hızlı değişimin, şu anda toplumda hissedilmeyen ama “biyolojik insan” tanımı gibi bu yüzyılın çok temel bazı kavramlarını değiştireceği ve “ölüm” kavramını insanın değiştireceği ön görülüyormuş.

Sıra bana geliyor, fikrim soruluyor… “Ölmeliyiz” diyorum, “ama teknolojiye karşı olduğumdan değil, görüşlerimin değişmez olmasından veya dindar olduğumdan da değil! Ölmeliyiz çünkü o zaman doğum’un bir manası kalmaz. Ölmeliyiz çünkü dünyada çok insan var ki dünyanın onlara sunduğu adaletsiz şartlar karşısında korudukları ‘ahlaklı’ tavırlarının, ‘öteki’ dünyada mükafatlandırılacağına inanıyorlar.” Bence ölmeliyiz, evet…

Ölünce çok özleyeceklerim var aslında ama evet yine de ölmeliyiz…

Annem – Babam
Arkadaşlarım
Gereksiz de olsa bir şey öğrenmek
Birine bir şey öğretmek
Sevdiğime sarılıp uyumak
Okul
Yeşil erik
Peynir
Kahkaha atmak
Birilerini güldürmek
Müzik dinleyerek yürüyüş yapmak
Sevdiklerimle tatil yapmak
Bodrum, Ormancılar sitesi
Hayal kurmak
Sevdiğimin ne olursa olsun yanımda olacağına inanmak
Ona güvenmek
Yemek yapmak
Misafir ağırlamak
Londra
İlkbahar
Yaz
Bira
Deniz
İlginç yerler görmek
Sadece kendim için değil, birileri için de yaşayabiliyor olmak
Dans etmek, bazen evde kendi kendime J
Sevmek
Sevilmek ya da sevildiğimi farz edebilmek

Bugün to-do listemdeki maddeler yerine, ölünce özleyeceklerimi düşündüm. Ölünce bunları özleyeceksem, yaşarken böyle bir listemin olmasını ve bana arada kendimi hatırlatmasını istedim ben de…

İnsan bazen curcuna içerisinde kendini unutabiliyor, şaşırabiliyor yolunu birilerinin veya bir şeylerin etkisinde kalıp. Bizi kendimize hatırlatacak listelere ihtiyacımız olabilir arada.

Bu da öyle bir liste işte, kafam karıştığında bana birazcık yardım edebilsin diye…

Tesadüfler Kraliçesi